|
YAŞANMIŞ HAYAT
HİKAYELERİ
Rahmetli Habip
dayı, anlatıyor.
Çanakkale savaşlarının yoğun bir şekilde devam ettiği
günler, bir siperden bir sipere gitmek bile cesaret isteyen
bir ortamda savaş devam ediyor.
İstihkam çukurları bile kanla dolu, mermiler
üzerimize yağmur gibi yağıyor önümde bir
arkadaşım var ve sürünerek ilerlemeye çalışıyoruz, önümdeki
arkadaşın üzerine düşen bir şarapnel parçası arkadaşımın bütün
organlarını üzerime yığdı….. diyor ve ekliyor rahmetli,
arkadaşının ölümüne bile ağlamaya zaman yok, savaş olanca hızıyla
devam ediyor ve bizde, ölümüne hücum etmeye devam ediyoruz.
Yine rahmetliden
Çanakkale’yi geçemeyen İngiliz kuvvetleri, Basra
körfezinden Bağdat cephesine yönelmiştir, savaş Bağdat cephesine
kaymış ve devam etmektedir. Savaşın en azgın zamanlarında bile
karnı doyuncaya kadar yemek yemeyen Mehmetler, için bölük
komutanım beni görevlendirdi git askerin bu günlük istihkakını
getir diye, karargaha gittim diyor rahmetli, bana bölüğün erzakı
diye bir torba kuru üzüm ve yarım çuval arpa verdiler, bölük
komutanım öye kızdıki biz eşşekmiyiz arpa yiyecek diye kendisi bir
lokma yemeden üzümü arkadaşlarına dağıt arpaları da katırlara
verin dedi diyor ve gözleri yaşarıyor…. Bu vatan böyle
insanların sayesinde kurtuldu ve bizlere emanet edildi kıymetini
iyi bilelim.
Rahmetli Habip dayıma mutlaka bir fatiha okumayı unutmayın.
Mehmet Şahin
(Abbas Hoca anlatıyor.)
Düğünüm yapılıyordu ve o gün gelin almaya gidecektik,
seferberlik ilan edilmiş tüm gençleri askere alıyorlardı, sandıklı
tarafından gelen birlik bizi teslim almak için köyümüzde
topladılar, fakat gelin hazırlanmış gelin eve gelecek fakat savaşa
gitmek gerekiyor birlik kumandanından bir günlüğüne izin aldık ve
birliğe yetişeceğimizi söyledim.
Gelini eve indirdik bir gece kaldık ve savaşa gittik tam 4
sene gelemedik savaş içinde esir düştük 4 sene boyunca evden
hanımdan haber yok. Dört senenin sonunda köyümüze geldik ne ev var
ne yurt yuva sadece hanım benim yolumu bekliyor.
Dikkat etmek lazım bir insan savaşa gidiyor ve dört sene
haber alınamıyor ve hanımı dört sene yolunu bekliyor ve
geleceği ümidiyle kimseyle evlenmiyor. Sadakat bu olsa gerek.
Rahmetli dedem ve ebeme mutlaka bir fatiha bekliyorum.
Rahmetli Dilli
Halil Dayı,
Allah rahmet etsin benim hayatımda çok derin bir iz bırakan
bir zattı, hasta yatağında yatıyor, ölecek diye kuran okumam için
beni çağırdılar, vardım başına Halil Dayı Nasılsın, iyimizsin
anlat hele şu savaş yıllarını diye bir takılayım moral vereyim
dedim. Rahmetli Savaş sözünü duyunca hemen doğrulmaya çalıştı ve
başladı anlatmaya, o hasta halinde öyle anlatıyor ki sanki o anı
yaşıyor, arada bir ….kodumun çavurları diye koymayı da ihmal
etmiyordu. Allah’ım hepisine rahmet etsin makamları cennet olsun.
Rahmetli Çolak
Hacı Anlatıyor.
Bir cirit müsabakası için Banaz köyüne gittik, Akşamdan köy
odasında yatıyoruz diyor, takımlarımız tam hazır fakat karşı takım
çok zorlu ve bizim bu müsabakayı kazanmamız lazım, çok önemli diye
ilave ediyor, Köy odasında herkes uykuya daldığında
yatağımdan kalktım ve sabaha kadar Allah’a yalvardım ne olur
Allah'ım bizi mahcup etme diye, diyor ve ekliyor ertesi günü
müsabakayı biz kazandık. Rahmetli ne heyecanla anlatırdı bu olayı,
sanki o günleri tekrar yaşardı.
BİR HAYAT… BİR ANI…
Köyümüzün yaşlı
sakinlerinden Çobanoğlu Şükür dayı olarak bilinen Şükrü
Armağanın dedesi olan Çobanoğlu’nun Şükür dede göçebe olarak
yaşayan bir Yörük obası olarak önce köyümüzün yakınındaki
Kavacık köyünün alt tarafına yerleşmiştir.
Nerden geldiği,
babasının kim olduğu hakkında bir bilgi yoktur.
5 kardeştirler. Birinci
Dünya Savaşı çıkınca bu 5 kardeş dağılmıştır. Diğerlerinden
haber alınamadığı için savaşta öldüğü sanılmaktadır. O zamanlar
köyümüzün etrafı çok sık ardıç ormanlarıyla kaplıdır. Öyle ki;
yağmur yağdığı zaman bir ardıç ağacının altına bir çoban
sürüsüyle saklansa bir damla yağmur bile üzerine düşmezmiş. O
kadar sık ve geniş ağaçlar varmış yani.
Daha sonra Kavacık
köyünün altındaki yerleştiği yerden obasıyla kalkıp Somaklık
mevkisindeki Çakıcı tarlasına yerleşmiştir. Daha sonra köyün
yakınındaki Killikaltı mevkisine oradan da Derebeylerin şimdiki
evinin olduğu yere çadır kurmuştur. Aynı çadırda Şükür dedenin
iki tane yetişkin kız kardeşi vardır. Bunlardan birisi Gır emin
denilen bir adama, diğeri de Kocakulak denilen bir gence
kaçmıştır. Gır emin'e kaçan Elif ebenin bir tane çocuğu olur.
Gır eminin kız kardeşi olan kara Ümmühan bunların arasına girer
ve bunları ayırır. Çadırdakiler çocuğu eve bırakır, evdekiler
çadıra koyup kaçarlar. Bu şekilde arada gidip gelirken hasta
olan bebek ölür. Daha sonra Elif ebe Davulga köyünden İsmail
isimli biriyle evlenir.
Bu Elif ebe şimdi Yörük
Hasan olarak bilinen Hasan dedenin anne tarafından ebesi (yani
ninesi)’dir. Daha açık bir ifadeyle şu an hayatta olan Şükür
dayının Elif halası Hasan dedenin ninesidir.
KAYNAK:
ŞÜKRÜ
ARMAĞAN
(ÇOBANOĞLU ŞÜKÜR)
Yaşanmış Hayat Hikayelerini
Bekliyoruz |