|
KÖYDE ÇOCUKLUK Köyde bizim çocukluğumuz çok güzel geçmişti, çocukluk aslında her zaman güzeldir. Köyde çocuklar için zamanın en güzel anları sonbahar ile bahar mevsimidir. Yazın köyde işler çok fazla olduğundan çocuklar ya tarlada çalışmak yada birkaç hayvanın ardında çobanlık yapmak zorundadır. Sonbahar kış ve kısmen baharda işler fazla olmadığından dolayı çocuklara bol bol oyun oynama zamanı olurdu. Bizim çocukluğumuzda köyde televizyon denilen illet alet olmadığından dolayı çocuklar gece yarısına kadar oyun oynarlardı. Yorulmak nedir bilmeden, bıkmadan usanmadan bitmeyen enerjiyle sabahtan akşama kadar oyun oynardık.
 Hemen hemen her mevsimin oyunu farklıydı, mesela sonbaharda daha çok “NODA” oyunu oynardık, Noda oyunu bilmeyenler için; “Düz ve büyük bir kaya parçasının üzerine yuvarlak bir taş konulur, oyuncular bu taşı elinde bulunan daha büyük bir taşla taş parçasını düşürmeye çalışır, düşürmeden yakalanırsa ebe olur yani çoban olur düşürürse oyun devam eder.” Sonbaharda en çok oynadığımız oyun buydu bunun yanınsa “sombili” (sobe) ceryan geçti, met deynek, yakar top, futbol, kör ebe gibi burada sayamadığım bir çok oyun oynanırdı. Kışın en fazla kızak kayılırdı, killik üstü ve kıran en fazla kızak kayılan yerler arasında olurdu. Kışın evlerin için oynanan oyunlar olurdu, kim vurdu, el el üstünde kimin eli var, yüzük oyunu, gibi bir çok oyun evlerin içinde oynanırdı. Kışların vaz geçilmezlerinden biriside bilmece sormak ve masal dinlemekti. Büyüklerin masal anlatmalarını veya cenk hikayeleri bizleri mest ederdi. Baharda en fazla oynanan oyun gömmeli çelik oynamaktı, çevre bahçelerin ve tarlaların içinde oynadığımız bu oyun çok zevkli olurdu, tabi bu arada oyun oynanan tarlanın vay haline. Eskiden köyde çocukluk ilkokulu bitirene kadardı bu zaman içinde ne kadar çocukluktan nasiplendinse bununla kalırdınız, ilkokuldan sonra mutlaka bir işin başına geçirirler bundan sonra oyun ancak kaçamaklarla yapılabilen bir şeydi. Ama her şeye rağmen çocukluk çok güzeldi yoksulluğa, fakirliğe rağmen yavan ekmek yemek bile insana lezzet verirdi. Hele yufka ekmeğinin arasına Haşaş yağı döküp içine de bir avuç şeker ektinmi senden bahtiyarı yok kebap bile yavan kalır. Eski çocuklar, belki bizden öncekiler daha da kanaatkarlardı ama bizde bir çok konuda küçük şeylerle mutlu olan, bir lastik çizme alındığında sevinen, bir kazağımız olduğunda onunla yatan bir nesildik. Bu günler belki yokluktu gariplikti ama her şeyiyle güzeldi o günleri özlemiyorum desem yalan olur. Şimdilerde çocuklar, televizyonun karşısından kalkıp oyun bile oynayamıyorlar, oyunlar sanal, sevgiler sanal, lezzetler sanal, maalesef çocukların sosyal hayatı ve arkadaşlık ortamı bile sanal, inşallah gençlerimiz geçmişini unutmadan özünü kaybetmeden teknoloji ile barışık bilimin ve teknolojinin zirvelerine ulaşırlar. Ahmet Daşlı, KÖYDE ÇOCUKLUK Köydeki
kısa çocukluk dönemimde
hatırladığım oyunlar arasında hepimizin bildiği “Yakar Top” başta geliyordu. Bunun
dışında “celik çomak” oyunu erkek
çocuklar arasında yaygındı. Çelik de denilen oyun bugün artik hic
oynanmamaktadır. Uzunca bir sopanın “Comak”in
yardımıyla küçük sopa “Celik” havaya kaldirtilir ve mümkün
olduğu kadar uzağa vurulmaya çalışılır. “Cingirdik” : Yere
çakılan bir dik kalasin üst kısmi yuvarlaklaştırılır ve üzerine gelen yatay
kalasın ortası çakılının başı girecek şekilde oyulur.
Çocuklar yatay kalasın üzerine binerler yada göbekleriyle yüklenirler ve dönerler. Bu dönme
sırasında amaç kağnı gibi ses cikartmakdir. Bu oyun bizim evin önünde bazen kurulurdu ve biz büyük bir zevkle o
kalasın üzerinde döner ve mümkün olduğu kadar cırtlak ses
çıkartmaya çalışırdık. Yere
çakılan kalasın üzerine öküz yagi, Kömür sürer ve sesin daha iyi
çıkması için iyice yüklenirdik.
KÖYDE ÇOCUKLUK
Köy çocuğuyuz biz.
Doğumumuz kara örtülü yer evlerde, ya sağlık ocağındaki ebe
hanımın ya da biz gibi onlarca çocuğun doğumunda ebelik
yapmış, Eski köy muhtarımız Mehmet dayının hanımı Ayşe
ebenin elinden olur. İsimlerimiz şimdiki gibi aylar, yıllar
öncesinden kararlaştırılmaz. Çoğumuza dedelerimizin,
ninelerimizin isimleri konur. Tabi farklı olanlar da var.
Onlara da ya babalarımızın çok sevdiği çavuşlarının adı
konur ya da köyümüzün yaşlı imamı Süleyman emminin tavsiye
ettiği Peygamberlerin mübarek isimlerinden konur. Kulağımıza
ezan ve kameti yine Süleyman emmi okur. Bazılarımızın ailesi
huyumuzun huyunu beğendiği kişilere benzemesi için o kişiye
“taşımızı saydırır”.
Hazır bezin ne olduğunu
bilmeyiz. Eski elbise parçalarından olur bizim bezlerimiz.
Elleri değil ayakları öpülesi analarımız yaz demez kış demez
bizim bezlerimizi yıkar köyün deresinde. Ama biz nedense
konuşmaya hep “baba” kelimesiyle başlarız. Sonra öğreniriz
“anne” demeyi. Yine de ömür boyu annemize “ana” deriz.
Çocukluğumuz tez gelir
tez gider. Tez çabuk büyürüz biz ve bizim oralarda yazlar
çok sıcak kışlar çok soğuk olur. Yazın gündüzleri; ya öküz
ya inek ya da davar peşinde koşarız. Güneş yaktıkça yakar
yüzümüzü. Güneş kremi bilmediğimiz için yüzümüz ya kavruk
siyah ya da çilli olur. “Sadıç”larımızla bir karıştırdık mı
sürüleri; elekçi deresi senin, dombalak tepesi benim dağ,
bayır, tarla gezeriz artık. Nerde otlatacak bir yer,
içirecek su ve dinlenecek bir ağaç dibi bulursak orda akşam
ederiz çoğunluk. Oyunsuz çocuk olur mu? Çelik-çomak, aşık,
pabuç saklama gibi bir sürü oyun oynarız. Akşam olunca da
çoğunluk eşek yarıştırırız dönüş yolunda.
Hayvan gütmeyenlerimiz
ise ailesiyle tarlaya gider. Babalarımız tırpan sallar,
annelerimiz ve bacılarımız deste yapar. Biz de arkalarından
gücümüz yettiğince tırmık çekeriz. Arkalarından tırmık
yetişmediği zaman imdadımıza annemiz koşar. Yakına gelinceye
kadar tırmığı çekiverir sonra gider bir de kendi işini
yapar. Anne yüreği… Dayanmıyor demek ki… Tarlada pişen aşın,
demlenen çayın tadı evdekine benzemez. Öyle tatlı gelir ki
insana… Bardağın biri dolar biri boşalır… Yemekten sonra
eğer varsa yakındaki diğer tarlamızdan kelek, karpuz, nohut,
mısır getirir hep birlikte yeriz. Yemeği de sıkı yeriz işi
de sıkı yaparız.
Kışın tadı çok
farklıdır. Kar bazen diz boyu yağar. Biz de her fırsatta
topuğu silik lastik pabuçlarımızı giyer kayacak yer ararız
harman yerinde… Annelerimiz arkamızdan zor yetiştirir
gocuklarımızı… Birkaç arkadaş toplanıp kızak yapar,
yaptığımız kızakları yarıştırmaya bayılırız. Büyüklerimiz
gördüğünde çok kızar ama biz gene de topallar mahallesindeki
kayak mahallimize akşamları soğuk su döküp buz tutturmayı,
sabah erkenden gidip yaptığımız engelli kayak parkurunda hız
denemeleri yapmayı çok severiz.
------------------------------------------------------------------
İlk fırsatta tüm
akrabalarımızın katılımıyla verilen yemekten sonra sünnet
merasimimiz yapılır. Ağlamamak için her şeyi yapsak da
sünnetten hepimiz korkarız ve genelde canımız yanmasa bile
ağlarız.
Okul çağımız gelince
istemeye istemeye, anne-babamızın zorlamasıyla gideriz kayıt
yaptırmaya. Oyundan kopmak zor olur bizim için. Ne de olsa
çocuğuz… Okuldaki sığınağımız ise elleri öpülesi
öğretmenlerimizdir. Dersten yerine yaramazlık düşündüğümüz
için çok da başarılı değilizdir. Evde anamız, okulda
öğretmenimiz çeker çilemizi… Belki doktor, polis, vali,
mühendis olamayız ama bir çoğumuz kendi öğretmenimiz gibi
öğretmen olmayı ister. Bir kısmımız da bu hayalinin peşini
bırakmaz ve başarır da… İlkokul öğretmenlerimizin
isimlerini, cisimlerini hiç unutmayız, unutamayız… Ara sıra
sohbetlerimizde anar kulaklarını çınlatırız… Bir gün çıkarsa
karşımıza; sarılırız ellerine saygı, sevgi ve hürmetle…
Okul hayatımız da biter
bir gün… Bir de bakmışız ki delikanlılık çağımız gelmiş.
Damarlarımızdaki kan yerimizde oturtmaz bizi. Gücümüzün
yeteceği her işin altında biter olmuşuz. Her fırsatta harman
yerinde maç yaparak bayramlarda köyler arası yapılan maçlara
antrenman yapar olmuşuzdur. Birçoğumuzun da yavuklusu vardır
artık. Her ne kadar nasibin önüne geçilemezse de sevdiğimiz
ilk kızla evlenmek isteriz. Kenarda köşede zor-güç buluşur,
utana-sıkıla birkaç kelamı anca söyleriz yavuklumuza. Ancak
mektuplar ve arkadaşlar sık dolanır sevenler arasında. Biz
ayrılık, aldatmak, ihanet nedir bilmeyiz. Çünkü biz sevdik
mi ölümüne severiz…
Sırası geleni davul
zurnayla, hayır dualarla vatani göreve yollarız. Hiç birimiz
komando olmayız belki ama en iyi şekilde yapmaya çalışırız
askerliğimizi. Dönüşte öyle bir sarılırız ki ana babamıza…
Artık evlilik çağımız
gelmiştir. Ana-babamız önce sevdiğimiz biri olup olmadığını
sorar. Mümkünse onu almak ister bize. Münasip görmezlerse
veya sevdiğimiz kızı vermişse ana-babası başka birine…
(sayısız acıya katlanırız ama bu haber askerlikten sonra
verilirse; yıkar bizi…) ana-babamız münasip gördüğü bir kız
bulur, bizim fikrimizi de aldıktan sonra karşı aileye haber
gönderilir. Olumlu yanıt gelince de istemeye gidilir küçük
hediyelerle… Allah’ın emri peygamberin kavliyle kız istenir.
Artık çocukluğu ve gençliği geride bırakıp adam olmaya
adımımızı atmışızdır.
Yazıyı Kaleme Alan: Hasan
Aşık
| Bizim oralarda Kış... Adam boyu kar yağardı eskiden, Buzlar sallanırdı Toprak damlı evlerin saçaklarından Mızrak gibi... Nineler kurt masalları anlatırdı torunlarına Karanlık geceleri ocak başında, Titrek kandiller yanardı küllük taşında... Aç kurtlar dizilirdi tepelere, Köpekler havlaşırdı arkalarından. elleri yarılırdı çocukların Kar topu oynamaktan,kardan adam yapmaktan. Bakır sinili sofralar kurulurdu ortaya, Herkes aynı çorba kabına sallardı kaşığını, Herkes aynı tastan içerdi suyunu... Bir hanede en az on beş kişi yaşardı, Kimse söz etmezdi ayrılıktan yana. Büyük küçüğünü sever, Küçük büyüğünü sayardı. 'Öf'bile demezdi gelin kaynanasına Saygılıydı o zamanki insanlar... Sokak Başlarına,eğri şapkalı, Kaytan bıyıklı delikanlılar dizilir Mendil sallarlardı Çeşmeye giden kızların arkasından... Yedibaşlı dev, Hikayeleri' okunurdu köy odalarında Kocaman mangalın başına üşüşürdü dedeler. 'Çavuş Dede'yeniden yaşardı Yörük kıran kışını, 'Dilli Halil dede'anlatır Yunan'ın kaçışını... Kandil ışığında geçerdi hep geceler, Gelinler kazak örer,ip bükerdi nineler. Bir başka dertli tüterdi o zamanlar Bizim orda bacalar... Cuma Şahin |
Köydeki Çocukluğum İstanbul mu, İzmir mi? ! Söz mü nerde doğduğum, Güzeldir her birinden Köydeki çocukluğum. Günüm, erken başlardı Oyuncağım taşlardı, Söyleştiğim kuşlardı Köydeki çocukluğum. Kuzuydu belediğim, Topraktı elediğim, Olurdu dilediğim Köydeki çocukluğum. Geçerdi hayalimden Baharda yeşil çimen, Yuvarlanan orda ben Köydeki çocukluğum. Şimdi orda çiçekler, Dalında kelebekler, Baharı beni bekler, Köydeki çocukluğum. Emin Baydil |
|